“Farkınaymak”ne demek?

 Farkınaymak ne demek?

Günün aydınlanmasına “Gün aydı” deriz.

Sabahları “Günaydın” deriz çevremize.

Farkındalığa varmak, farkındalığa uyanmaya da “Farkına aymak” diyebiliriz.

Peki neyin, nelerin farkına varmalıyız?

Mesela kendimizin farkında mıyız?

Biz kimiz?

Ben deyince ne geliyor, nasıl bir ben geliyor aklımıza. 

Düşündük mü?

Düşünmeye vakit ayırdık mı?

Sahi vakit neydi?

Önce Ben kimim? Sorusu ile başlayalım o zaman. Bu gece, bu gün bu günlerde bunun cevabını bulmaya çalışalım..


Yorumlar

  1. Yılbaşı Bizim Neyimiz Olur?
    https://www.maarifinsesi.com/yilbasi-bizim-neyimiz-olur/

    YanıtlaSil
  2. Güzel Söz
    Güzellik duygusu fıtridir. Ancak her insan, güzellik duygusunu, aldığı eğitim, çevre, din gibi faktörlerin etkisi altında geliştirir ya da kaybeder. Güzellik, güzel söz ve güzel söz söylemede de kendini gösterir. İnsan ilişkilerinde güzelliklerin hakim olabilmesi için güzel söz söylemenin bilincinde olmak gereklidir. Güzel söz bilgi, deneyim, kültür, kendine güven gerektirir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de, “O insanı yarattı ve ona beyanı (düşündüğünü açıklamayı) öğretti” (er-Rahmân 55/3-4) buyurulmaktadır. Peki insan fikrini nasıl beyan etmeli, ölçü ne olmalı, her söz her ortamda söylenebilir mi? Bir fikrin sözlü veya yazılı olarak yerinde, yeterince ve zamanında ifade edilmesi, güzel ve pürüzsüz söylenmesi yani belagat olması aslolandır. İnsanda doğuştan var olan bir melekedir belagat. Güzel söz, sözün fasih olmakla beraber yer ve zamana da uygun olmasıdır. Sözü herkesin kolay kolay söyleyemeyeceği tarzda söylemektir. Lafızla mananın güzellikte birbiriyle yarışması, yani manadan önce lafzın kulağa, lafızdan önce de mananın zihne süratle ulaşmasıdır. Manayı güzel ve uygun ifadelerle zihinlere ulaştırmaktır.

    Hilye-i Şerîfe’lerde nakledildiğine göre, Peygamber Efendimiz’in beyanında fevkalade belagat vardır. Hilye-i Şerif’de: “Konuşması son derece tatlı ve gönül okşayıcı, kelimeleri ne fazla ne de eksik idi. Tane tane konuşur, her cümlesi, dinleyenler tarafından rahatça anlaşılırdı. Çabuk çabuk konuşarak sözlerini arka arkaya sıralamazdı.Hasılı O, insanların en fasih, veciz ve hikmetli konuşanı, en özlü söz söyleyeni ve meramını en doğru şekilde ifade edeni idi” şeklinde yer alır.

    Sözün kusurlardan arınmış olmasına fesahat, böyle söze veya onu söyleyene de fasîh denilmiştir. Fesahat önceleri belagat ve beyan kelimeleriyle eş anlamlı olarak “güzel ve etkili söz” manasında kullanılırken daha sonra lafız güzelliğine fesahat, mana güzelliğine belagat denilmeye başlanmıştır. Bir sözün fasih sayılabilmesi için fesahate engel olan kusurları arınmış olması gerekir.

    YanıtlaSil
  3. Estetik kelimesini arama motorlarında arattığımız zaman karşımıza çıkan açıklamalar bir tür cerrahi müdahaleyi tanımlayan ifadelerdir. Günlük hayatta terim olarak pek kullanmadığımız gibi hayatımıza sirayet etmiş bir kelime de değildir. Bu bakımdan estetik kelimesinin etimolojisine kısaca değinelim. “Estetik” kelimesi Arapça’da İlmü’l-cemâl “güzellik bilimi” olarak yer alır. Türkçe’de ise Allah’ın yaratmasındaki eşsizliği ifade eden bedî kelimesinden türetilen bedîiyyât kelimesi bir dönem kullanılmış, daha sonra ise dilimize estetik olarak yerleşmiştir. Estetik, güzelin bilimi diye de tanımlanıp aynı zamanda bir bakış biçimi ve bir öngörüdür. Bir genel beğeni düzenidir, bu beğeniyi somutlaştıran kurallar sistemidir.

    Estetiğin konusu, güzelliğin mahiyeti, ilkeleri, sanatla ilgili değer yargıları, güzellik teorileri gibi genel konulardır. Estetik, güzellik bilimi şeklinde tarif edilmekle beraber birçok ilimle ilişkisi bulunan bir felsefî ve psikolojik teoriler toplamıdır. Güzelin bilimi olarak estetiğin etik olanla ilişkisi de güçlüdür. Klasik felsefede ya da günlük kullanımda ayrı olarak değerlendirilse de güzel ve iyi birbiri yerine kullanılacak kadar özdeştir. Güzel, iyilikle özdeşliği bakımından etik bir değerken, alınan haz bakımından estetik bir değer, hakikatle özdeşliği bakımından metafizik, ilahi aşka gönderimi bakımından tasavvufi bir değerdir.

    Türk-İslam dünyasında estetik, ayrı bir bilim dalı olarak değerlendirilmeyip Müslüman filozofların metafizik, mantık ve ahlak ile ilgili görüşleri içinde yer almıştır. İbn Hazm, güzelliğin ancak insan dünyasında anlamlı olabileceği ve çözümlenebileceğini düşünür ve gerçek güzelliğin karşılığı olarak “hüsn” kavramını kullanır. Hazm’a göre güzellik nesnel bir değerdir; fakat onun ruhta bıraktığı etki özneldir. Güzel bir nesnenin değerini algılayış, herkes için aynıdır fakat bu nesnenin ruhta oluşturduğu etki herkes için aynı değildir. İbn Sina’ya, göre ise gerçek güzellik, Allah’a ait olan güzelliktir. Allah’ın bu güzelliği, O’nun yaratmasında fark edilmektedir. Gazali’ye göre ise kalp tarafından algılanan güzellik, göz tarafından algılanan güzellikten daha güçlüdür. Kur’an-ı Kerim,’de geçen ayetlerde de güzel davranışlar, güzel söz ve güzel sözlü olmanın vurguları bulunmaktadır. Güzel söz ile güzel amel birleştiğinde İslam dininin oluşturmak istediği güzel insan ortaya çıkar. Gerçekte güzellik ilahi bir sıfattır. “Allah güzeldir, güzelliği sever” hadisi güzelliğin anlamını dile getirir. Allah’ın isimleri (Esmaül Hüsna) Allah’a aidiyeti nedeniyle güzeldir ve ifade ettikleri anlamlarla insanlara rehberlik etmektedir. Bu güzel isimlerinin anlamlarından hareketle insanın kendisini yönlendirmesi, hayata ve olaylara bakışlarını doğrudan etkilemektedir. İslam güzelliğin, gerçeğin bir tezahürü olduğunu öğretir. Ayrıca insanın hem dışının güzel olmasını ve hem de içinin güzel olmasını öğütler.

    YanıtlaSil
  4. Gerçek Başarının Formülü
    Başarı önceden belirlenmiş hedefler doğrultusunda planlı ve programlı bir şekilde çalışılarak ve çaba göstererek sonuca ulaşma işidir. Belirlenen amaca ulaşma ve isteneni elde etme olarak da tanımlanmaktadır. Eğitim açısından düşünüldüğünde başarı program hedefleriyle tutarlı davranışlar bütünüdür.

    Öğrenci başarısı, öğrencinin eğitim ve öğretim ortamında kazandığı, bilgi, beceri ve davranışlarda ortaya çıkar. Öğrenme başarısını etkileyen bazı faktörler bulunmaktadır. Bunlar :İç faktörler; önceki bilgiler, zihin becerileri, ilgi, değerler ve tutum gibi özelliklerdir. Dış faktörler; çevredeki uyarıcı durumu, öğrenilecek ders içeriği, mekandaki tüm etkenler ses, ısı, zaman ve ışık durumu gibi etmenlerdir. Bunların yanı sıra bireyi başarıya güdüleyen etkiler vardır. Başarılı olma ihtiyacı bunlardan biridir. Başarı ihtiyacı, bir görevi ya da davranışı mükemmellik standartlarında yapma isteğiyle kendini gösterir. Başarılı insan, belirlediği amaçlarına belirli bir zaman içinde ulaşmış olan kişidir. Başarılı olma, kişinin kendisini değerli bir insan olarak görmesine katkıda bulunur. Başarılı olma çabasının altında yatan iki sebep vardır. Bunlar; başarısızlık korkusu ya da başarma şevki. Başarısızlık korkusuyla güdülenen birey yeni atılımlarda bulunmaya çekinir, herhangi bir görevi kolay üstlenemez. Başarı şevkiyle güdülenen kişi yeni görevleri yüklenmekten çekinmez; onun için başarısızlık başarılı olmak kadar doğaldır.

    Eğitimde başarı kavramı genellikle müfredattaki derslerde geliştirilen, verilen notlarla, test puanlarıyla belirlenen değer ifadeleridir. Kazanılan bilgilerin ölçülmesi, akademik başarı olarak da ifade edilebilir. Akademik başarı öğrencilerin hayata donanımlı şekilde hazırlanmalarını sağladığı ve geleceklerini etkilediği için özellikle aileleri tarafından oldukça önemli görülmektedir. Akademik başarıda öğrenme hızı, zihinsel etmenler, kişilik yapısı, öz-yeterlik, motivasyon ve ders çalışma alışkanlıkları gibi unsurların etkili olduğu; ayrıca, anne baba tutumu, ailenin sosyoekonomik durumu, okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin tutumu gibi etmenlerle de ilişkili olduğu farklı araştırmalar tarafından ortaya koyulmuştur.

    YanıtlaSil
  5. Okul başarısını belirleyen faktörlerden biri de okul kültürüdür. Okul kültürü yönetici, öğretmen ve öğrencilerin kendi yaşamlarına ve çevrelerindeki dünyaya anlam kazandırmalarına yardım eder. Okul kültürü, eğitim ve öğretimi destekleyici nitelikte, bireysel öğrenme ve gelişme çabalarının özendiricisi olarak işlev görür (Balcı, 2007). Okul kültürü, başarı ölçütleri; öğretmenin yeteneği, öğrencilere yönelik algıları ve öğrenciyi geliştirme çabaları; okulun sosyal çevresindeki pek çok değişken ile ilişkilidir. Okul kültürünün güçlü olması, öğrencilerin amaçlarına ve okula daha fazla bağlanmalarına neden olmakta ve bunun sonucunda akademik başarı yükselmektedir. Okul kültürü öğretmelerin kendi işleri hakkında olumlu duygulara sahip olmasına ve öğrencilerin öğrenmeye motive olmasına yardımcı olabilir. Bir okulda egemen olan kültür, o okulda çalışan herkesin ve öğrencilerin davranışları üzerinde etkili olur. Okul kültürünün işbirlikçi ya da olumlu olması, öğrencilerin okulun amaçlarına daha fazla bağlanmalarına neden olur ve bunun sonucunda akademik başarı yükselir. Aksi durumda ise akademik başarının düşük olması beklenir.

    Eğitim öğretimde başarı esastır. Fakat her çocuk aynı derecede başarılı olamaz. Önemli olan başarısızlıkların başarıya dönüştürülmesidir. Amaç daima çocuklara güven aşılamak, kişilik kazandırarak, öğretip eğitmektir. Fakat günümüzde özellikle öğrenci velilerinin başarıya bakış açıları akademik başarıya odaklı olduğu için, eğitim öğretimin eğitim yönü eksik kalmaktadır. Öğretimde başarıya, meslek sahibi olmaya günümüzde verilen önem adeta bir takıntı haline gelmiştir. Çocuğun başarısı için aşırı kaygılı aileler çocuklarının yeteneklerini, ilgi ve kişiliklerini dikkate almadan onları zorlayarak üstün başarı beklentisiyle baskı altına almakta bu durum da tersi bir etki ile başarı üzerinde olumsuz etki oluşturabilir.

    Aile ortamı çocuğun her türlü gelişiminde olduğu gibi okul başarısında da son derece etkilidir. Çocuğa sevgi, ilgi, güven, anlayış, disiplin konularında olumlu yaklaşımlarda bulunan aileler başarıya da olumlu katkılarda bulunmuş olur. Ahlaki değerlerin başarıdan önce geldiğinin bilincinde olan ve evlatlarını bu yönde yetiştiren ailelerin çocukları okul başarısında da dikkat çeker ölçüde ileride olmaktadır.

    Sonuç olarak başarıyı sadece akademik olarak değerlendirmeden öğrencilere girişimci ve değer içerikli eğitim verilmelidir. Eğitimin her kademesinde beşeri ilimlerle birlikte insani, ahlaki, dini değerler; dürüstlük, çalışkanlık, iyi insan olmak, hakkaniyete riayet etmek gibi temel değerlerin verilmesi gerekir. Başarının formülü şu şekilde olmalıdır:

    Gerçek Başarı = Akademik Başarı + Ahlaki Başarı

    YanıtlaSil
  6. El-ilm ve el-ma‘rife terimleriyle ifade edilen bilgi daha ziyade bilen (özne) ile bilinen (nesne) arasındaki ilişki, yahut bilme eyleminin belli bir ifade şeklidir. Bilginin tam zıddı olan bilgisizlik ise cehl kelimesiyle ifade edilir.

    İlk İslâm filozofu Kindî, bilgiyi “eşyanın hakikatleriyle kavranması” şeklinde tarif etmektedir. Fârâbî’ye göre bilgi, “varlığı ve devamlılığı insanın yapıp etmelerine bağlı olmayan varlıkların mevcudiyetiyle ilgili olarak akılda kesin hükmün hâsıl olmasıdır.”

    Bilginin “Nesneyi hakikatine uygun olarak tasavvur eden” şeklindeki âlim tarifleri ise felsefî bilgiden çok ilmî bilgi dikkate alınarak yapılmış bir tariftir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de bilgi, en sık kullanılan anlamıyla ilâhî vahiyden kaynaklanan yani bizzat Allah’ın verdiği bilgidir. Bilgi konusuna daha ziyade bilginin değeri açısından yaklaşan Gazali’ye göre bütün bilgi türleri kesin bilgiler, kanaatler ve zanni bilgiler olmak üzere üç temek terim altında toplanır. Bunlar da yedi kategoriye ayrılır (TDV İslam A.):

    1. İlk bilgiler. Saf akıldan çıkan apriori bilgiler.

    2. İç gözlemler. Beş duyudan kaynaklanmayan psikolojik idrakler.

    3. Dış dünyaya ait duyumlar. Duyu organlarından edinilen intibalar.

    4. Tecrübi bilgiler. Olayın defalarca tekrarlanmasından sonra ortaya çıkan zihni alışkanlıklara dayalı tecrübeler.

    5. Tevâtür(söylenti) yoluyla edinilen bilgiler. Çok sayıda güvenilir kişinin verdiği haberin akıl tarafından benimsenmesiyle edinilen bilgiler.

    6. Varsayımlar. Gerçekte var olup olmadığı bilinmeyen şeylerin var sayılmasıyla oluşan bilgiler.

    7. Yaygın kabuller. Doğru kabul edilecek kadar üzerinde ittifak edilmiş bilgi ve önermeler.

    YanıtlaSil
  7. İnsan kişiliğinin teşekkülünde öğrenip bilgi sahibi olmak kadar, terbiye ve tezkiye ile eğitmenin büyük önemi vardır. Terbiye insanda fıtri olarak mevcut bulunan kabiliyetlerin ortaya çıkartılıp geliştirilmesidir. Dini ve manevi terbiye, insan eliyle bir kültür ve medeniyet mirası intikalidir. Bu sebeple kültürünü yeni nesillere aktarmak isteyen milletlerin terbiyeye önem vermesi elzemdir.

    Başka bir ifadeyle terbiye, insanlara öğretim yoluyla kazandırılan bilgilerin “hal” dediğimiz manevi duruma getirilme çabasıdır. Yani önce bilip ardından yaşamaktır.

    Eğitim, eğitmek ve öğretim kavramlarını kısaca tanımlarsak: Eğitim, “Belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetiştirme, geliştirme ve eğitme işi.” Eğitmek; “Bireyi çeşitli davranış yatkınlıkları, bilgi ve görgü aşılayarak önceden belirlenmiş amaçlara göre belirli bir yönde gelişmesini sağlamak, terbiye etmek.” Öğretim ise; “Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedrisât, talim, öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlam ve kılavuzluk etme işidir.”

    Eğitim ve öğretim arasındaki fark; öğretim daha ziyade bilgi verme, bilgi yükleme iken eğitim, bilginin kullanılış amacı ve sahip olunan bilgiyi pratiğe yansıtmak denilebilir. Bilgi kıymetlidir fakat gaye ve hedeften yoksun olarak verilen bilgi bir nevi o bilginin hamallığıdır. Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsin. Ya nice okumaktır/ Okumaktan murat ne. Kişi Hak’kı bilmektir. Çün okudun bilmezsin. Ha bir kuru ekmektir” dizelerinde ifade edildiği gibi hedefsiz ve uygulanmayan bilgi kuru bir uğraştan ibarettir.

    Bilgi ve eğitim arasındaki ilişki, bireyin öğrenme sürecindeki önemli dinamikleri belirler. Bilgi, genel anlamda, herhangi bir konuda elde edilen, öğrenilen veya deneyimlenen her türlü olguyu ifade eder. Eğitim ise bilginin aktarılması, öğrenilmesi, anlaşılması ve uygulanmasını içeren süreçler bütünüdür. İki kavram arasındaki bağlantı, bireyin bilgiyi elde etme, anlama ve kullanma yeteneği üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir.

    Eğitimin temel yapı taşlarından biri olan bilgi, sadece öğrenme materyali olarak değil, aynı zamanda bireyin düşünme biçimini, problem çözme becerilerini ve analitik yeteneklerini geliştirmek için araç olarak kullanılır. Eğitim ise bireyin bilgiyi elde etmesi için gerekli araçları, şartları sağlar. Ancak eğitim sadece bilgi aktarımıyla sınırlı değildir. Terbiye burada devreye girerek bireyi etik değerlerle donatır, problem çözme becerilerini geliştirir, sorumluluk bilincini artırarak bilgiyi nasıl kullanacağını gösterir. Ayrıca genetiğinde var olan kendi kültür değerlerini yeniden hatırlayarak milletine faydalı olmasını sağlar.

    Bilgiyi bilmek, sadece bilginin öğre

    YanıtlaSil
  8. Nasip Kısmet Şükür
    Tanrı bütün kullara rızkını dağıtırken
    Kimi sırtüstü yatar, kimi boşta gezerken

    Kul Ahmet erken kalkar, haydi ya nasip derdi

    Kimseler anlamazdı, ya nasip ne demekti

    Mahalleli kahvede muhabbet peşindeyken

    Leylekler lak lak edip, peynir gemisi yüklerken

    Kul Ahmet erken yatar, sabaha ya kısmet derdi

    Kimseler anlamazdı, ya kısmet ne demekti

    O mahallede herkes gömlek giyerdi
    Bizim Kul Ahmet bir gün bir ceket diktirdi, diktirir ya

    Mahalleye dert oldu Kul Ahmet’in ceketi

    Herkes gömlek giyerken, Ahmet ceket giyerdi
    Konu komşuya dert oldu Kul Ahmet’in ceketi

    (Barış Manço)

    Arapça’da “pay, hisse, bölüşülen şeyin belli bir kısmı” anlamına gelen kısmet ile nasip kelimeleri Türkçe’de de aynı maksatla kullanılmaktadır. Kısmet “bölmek, bölüşmek” anlamındaki kasm ve iktisâm kelimeleriyle bağlantılıdır. Bir âyette, “Dünya hayatında onların geçimliklerini biz taksim ettik” (ez-Zuhruf 43/32) denilmektedir. Buna göre kısmet, “Allah’ın daha çok geçim açısından önceden (ezelde) herkesin elde edeceği şeyleri belirlemesi, rızkını taksim etmesi”, nasip ise “bu taksimde herkese ayrılan pay” mânalarına gelir. Aynı duygu ve inanışları ifade etmek üzere kullanılan kader kelimesi, aslında diğer bütün kavramları içine alabilecek geniş bir muhtevaya sahiptir. Kader, “canlı cansız bütün tabiat nesnelerinin ve bütün olayların önceden Allah tarafından bilinmesi ve planlanması” demektir. Sözlükte “bölmek” mânasına gelen kısmet, fıkıhta şâyi hisseli mallarda ortakların hisselerinin muayyen hale getirilmesini ifade eder (TDV İslam A.)

    YanıtlaSil
  9. Nasibüke yüsibüke velev kane tahte’l-cebel. Yani “Nasibin dağın altında da olsa sana isabet eder.” Arapça atasözünde işaret ettiği gibi payımıza düşen bizi bulur. Bunun sırrı da Kuran’ı Kerim’de buyrulduğu gibi boşa vakit geçirmeden bir iş istediğimiz gibi olmadığı zaman başka hayırlı bir işe yönelmemizdir. Çalışan ve sebat eden kişiye ummadığı tahmin etmediği yerlerden nasibi karşısına çıkar. İradeyi, inancı, teslimiyeti öğrenmemiz için yenilgilere uğrar; vazgeçmemeyi, sabrı öğreniriz. Dünyada her şey bir hareket bir oluş halindedir. Cüzi iradeye sahip olan insan, irade ve sabırla aklederek ve çalışarak, emek vererek, kendi içindeki hazineyi ortaya çıkarmak ve nasibini bulmakla mesuldür. Bu nedenle daima umutla, elinden geleni yaparak tevekkül halinde olmalıdır. Nasip ve rızık bütün topluma sirayet eden rahmet ve berekettir. Kişinin çabası ile elde ettiği nasibi hem kendisinin hem de içinde bulunduğu toplumun yararına olacaktır. Örneğin ilim peşinde koşan kişi nasibi olan ilme kavuştuğunda sadece kendi nasiplenmiş olmayacak edindiği ilim ile ailesine, milletine yararlı işler yapacaktır. Bir öğretmenin, doktorun birçok meslek erbabının yetişmesi yine aynı örnek çerçevesinde verilebilir. Nasip ve kısmet, şükür ile birlikte anlam kazanır. İlim örneği üzerinden devam edersek ilmini beşeri ilimler olarak almış olmak ve bu ilmin şükrünü bilmemek kişide plasebo etkisi gösterir. Unvan olarak doktorluğu almış olan kişi bunu sadece kendi çabası ile elde ettiğini düşünüyorsa nasip ve kısmetten bihaberse, şükrü yoksa sadece mesleğinin etiketi ile gururlanarak bir kanadı kırılmış kuş misali yol alır.

    İnancımızda ve kültürümüzde şükrün ehemmiyeti yüksektir. Şükür; iyilik edenin ve nimet verenin kadrini ve kıymetini bilip bunu insanlara göstermek, iyilik ve ihsanda bulunanı övmek anlamlarına gelir. Gazzâlî şükrün; ilim, hal ve amelden meydana geldiğini söyler. Her insanın kendisinde bulunan maddi ve manevi nimetleri tefekkür etmesi de şükürdür. Türkçe’de Allah’a karşı minnettarlık için şükür, insanlara karşı minnettarlık için teşekkür kelimeleri kullanılır. Teşekkür etmek aynı zamanda Allah’da şükretmektir. Hadîs’te: “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez” (Ebu Davud). Buyurularak şükrün, yapılan iyiliğe mukabelede bulunma anlamında olduğu belirtilmektedir. Şükrün hakikatini anlayabilmek için öncelikle var olan her şeyin nimet olduğunu ve bütün nimetlerin Allah’tan geldiğini hatırda tutmamız gerekir.

    Yüce Kitabımızda “Hâlbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o kalpleri yaratan O’dur. Ne kadar da az şükrediyorsunuz” (Mü’minûn 23/78) ayeti ile de şükrün azlığına dikkat çekilirken, şükrün nimeti ziyadeleştireceği va’d edilmektedir (İbrahim 14/7).

    Tekrar nasip ve kısmet kavramlarına dönersek; bu kavramlar genellikle toplumumuzda şans, kader ve alın yazısıyla birlikte kullanılır. Nasip, bir kişiye gelecek olan, ona düşen pay ve kaderini ifade eder. Kısmet ise bir kişinin yaşamındaki genel düzeni ve elde edebileceği şeyleri ifade eder. Bu kavramlar insan inancını ve yaşam felsefesini barındıran kavramlardır. İnsanların başarılarını, başarısızlıklarını mutluluklarını ve hayatın deneyimledikleri bölümlerini açıklarken başvurdukları kavramlardır. Çoğunlukla bir işe giremediğinde nasip değilmiş derken, iyi kazanç getiren bir iş yaptığında kısmetim açık tabirleri kullanılır.

    YanıtlaSil
  10. Nasip ve kısmet kavramları, insanın hayata bakış açısını ve çevrelerini anlamlandırma biçimlerini etkiler. Yaşanan her olayın bir amaca hizmet edeceğine inanarak, insanlara umut ve sabır verir ve zor zamanlarda bile gelecekten umutlarını canlı tutar. Örneğin, bir kişi bir işte başarılı oluyorsa, bu kişinin başarısının “nasip” olduğu düşünülür. Bir kişinin zengin olması veya mutlu bir evlilik yapması da “kısmet” olarak nitelendirilir. Nasip ve kısmet inancı, insanlara yaşanan olayları anlamlandırma ve kabullenme perspektifi kazandırırken aynı zamanda kendi hayatlarını şekillendirebileceklerini hatırlatmaktadır.

    Yalnız bu tabirleri sorumluluğu üzerinden atma ya da kolaycılık olarak kullanmamalıdır. Birtakım olumsuz kaderci bir düşünce yapısı, “nasılsa kısmetim yok” gibi düşüncelerle hiç çaba göstermeme ya da nasılsa “nasibimde varsa bana gelir” düşüncesi ile daha az çaba harcamaya yol açabilir. Aynı zamanda, olumsuz bir olay meydana geldiğinde “nasibim böyleymiş” düşüncesi, sorumluluktan kaçmaya ve zorluklar ortaya çıktığında çözüme uğraşmaktan vazgeçmeye neden olabilir. Bu nedenle “kader gayrete aşıktır” sözü hatırlanarak daima bir gayret halinde bulunulmalıdır.

    Nasip ve kısmet, hayatın gizemli yönlerinden, insanların yaşam yolculuğunda rehberlik eden unsurlardan biridir. İnsanların inançlarını, yaşam felsefelerini ve iç huzurlarını etkiler. İnsanın yaşadıklarının Allah’ın takdiri ve bilgisi ile olduğu düşüncesi insanın kendini güven altında hissetmesini, teslimiyeti ve hoşgörüyü öğretirken, çaba ve gayretten de vazgeçmemek gerektiğini hatırlatır. Şükrün ehemmiyetini bilmek ne kazandırır dersek nasibi verene minnet ve başarısında yalnız olmadığını, arkasında bir destekçi, bir yardımcısı olduğu bilgi ve inancıyla bu dünyada kendini daha güvende hissederken ahiret yurdunda şükrünün karşılığını alacağını bilerek de iki dünya saadetini yakalamış olur.

    Rahmetli Barış Manço’nun “Kul Ahmet” şarkı sözleri şöyle devam eder:

    Bir gün bir yoksul öldü, üzüldü mahalleli

    Ama bir kefen parası bulamadı mahalleli

    Kul Ahmet dedi yalan dünya, çıkardı ceketini

    Örttü garibin üstüne, kaldırdı cenazeyi

    Sonunda herkes anladı, ya nasip ya kısmeti…

    YanıtlaSil

Yorum Gönder